Bir varmış bir yokmuş, adaletiyle ünlü bir padişah varmış. Bu padişah zaman zaman kılık değiştirip halkın arasına karışır, kimin akıllı, kimin dürüst olduğunu kendi gözleriyle görmek istermiş. Bir gün sarayında oturmuş düşünürken aklına bir fikir gelmiş: "Ülkemde en akıllı insanı bulup ona bir görev vereceğim. Ama bunu zenginlikle, unvanla değil, gerçek akılla ölçeceğim."
Böylece bütün ülkeye üç bilmece salmış: "Dünyanın en tatlı şeyi nedir? En hızlı şey nedir? En zengin şey nedir? Bu üç soruyu doğru cevaplayan, sarayımda baş danışmanım olacak!" Beyler, bilginler, tüccarlar akın akın saraya gelmiş. Kimi "En tatlı şey baldır" demiş, kimi "En hızlı şey attır" demiş, kimi "En zengin şey altındır" demiş. Padişah hiçbirini beğenmemiş; çünkü bu cevaplar hep dışarıya, mala mülke bakıyormuş.
Dağların ardındaki küçük bir köyde ise Veli adında genç bir çoban yaşarmış. Veli okuma yazma bilmezmiş ama dağlarda koyun güderken çok düşünür, doğayı gözlemler, hayatı anlamaya çalışırmış. Bilmeceleri duyunca gülümsemiş ve "Ben de gideyim, bakalım," demiş. Köylüler alay etmiş: "Sen mi? Koca beyler çözemedi, sen mi çözeceksin çoban?" Ama Veli aldırmamış, asasını eline alıp saraya doğru yola koyulmuş.
Padişahın huzuruna çıkmış. Padişah üç bilmecesini sormuş. Veli hiç düşünmeden, sakin bir sesle cevap vermiş: "Padişahım, dünyanın en tatlı şeyi uykudur. En yorgun insan bile başını yastığa koyunca bütün dertlerini unutur; ne bal ne şeker onun tadını verir." Padişahın kaşları kalkmış. Veli devam etmiş: "En hızlı şey ise düşüncedir. Ben şu an burada dururken, aklım bir anda köyüme, oradan denizlere, oradan yıldızlara gidebilir. Hiçbir at, hiçbir kuş düşünce kadar hızlı değildir."
Padişah heyecanla öne eğilmiş: "Peki ya en zengin şey?" Veli gülümsemiş: "En zengin şey topraktır padişahım. Toprak cömerttir; ona bir buğday verirsin, sana bin buğday geri verir. İnsanı da, hayvanı da, çiçeği de o besler. Altın yenmez, gümüş içilmez ama toprak bütün canlıları doyurur. Ondan zengini yoktur." Padişah bir an sessiz kalmış, sonra ayağa kalkıp gülümsemiş: "Sen ne bir bey ne bir bilginsin ama gördüğüm en akıllı insansın. Çünkü sen mala değil, hayatın kendisine bakmışsın."
Padişah sözünde durmuş ve Veli'yi baş danışmanı yapmış. Ama Veli sarayda kibirlenmemiş; koyunlarını da unutmamış, danışmanlığı boyunca hep halkın, çiftçinin, çobanın derdini padişaha anlatmış. Padişah onun sağduyusu sayesinde daha adil kararlar almış, ülke bolluğa kavuşmuş. Böylece herkes anlamış ki gerçek zenginlik unvanda değil akıldadır; ve bazen en büyük bilgeliği, dağ başında koyun güden sade bir yürekte bulursun. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.