Bir varmış bir yokmuş, çocuğu olmayan iyi kalpli bir kadın, bir gün iyilik perisinden bir arpa tanesi almış. Onu saksıya ekince arpadan güzel bir lale açmış. Kadın laleyi öpünce çiçek yavaşça açılmış ve içinden başparmak kadar minicik, tatlı mı tatlı bir kız çıkmış. Kadın sevinçten uçmuş ve ona "Parmak Kız" adını vermiş. Parmak Kız ceviz kabuğundan bir beşikte uyur, gül yaprağından yorgan örtünür, minik sesiyle öyle güzel şarkılar söylermiş ki dinleyenin içi açılırmış.
Bir gece Parmak Kız uyurken, çirkin bir kurbağa pencereden içeri girmiş. "Bu minik kız oğluma harika bir gelin olur!" diye düşünüp onu ceviz beşiğiyle birlikte kapıp dereye götürmüş, bir nilüfer yaprağının üstüne bırakmış. Parmak Kız uyanınca kendini suyun ortasında bulmuş ve korkuyla ağlamaya başlamış. Ama deredeki küçük balıklar onun ne kadar tatlı ve iyi kalpli olduğunu görmüş; yaprağın sapını kemirip onu kurbağadan kurtarmışlar. Yaprak akıntıyla süzülüp gitmiş.
Parmak Kız günlerce dereler, çayırlar boyunca yolculuk etmiş. Yaz boyunca kelebeklerle, böceklerle arkadaş olmuş; onlara şarkılar söylemiş, çiçeklerin balından yemiş. Ama derken sonbahar gelmiş, ardından soğuk kış bastırmış. Kar yağmaya başlayınca minik Parmak Kız üşümüş, titremeye başlamış. Karnı aç, elleri buz gibiymiş. Sonunda bir tarla faresinin yuvasının önüne gelmiş ve kapıyı çalıp yardım istemiş.
İyi kalpli tarla faresi onu içeri almış, ısıtmış, doyurmuş. "Kış boyunca burada kalabilirsin," demiş. Parmak Kız minnetle karşılık olarak yuvayı temizlemiş, fareye masallar anlatmış, şarkılar söylemiş. Bir gün farenin komşusu köstebek ziyarete gelmiş. Köstebek zengin ama karanlığı seven, güneşi hiç sevmeyen aksi biriymiş. Yer altındaki tünelinde gezerken Parmak Kız donmak üzere olan bir kırlangıç bulmuş. Herkes kuşu ölü sanmış ama Parmak Kız onun kalbinin hâlâ attığını fark etmiş. Gizlice her gün kırlangıcı ısıtmış, ona su ve yiyecek taşımış. Sabırla baktığı kırlangıç yavaş yavaş canlanmış.
Bahar gelince kırlangıç tamamen iyileşmiş. "Beni kurtardın küçük dost," demiş. "Gel, benimle uç, seni buradan kurtarayım!" Parmak Kız kırlangıcın sırtına binmiş ve birlikte gökyüzüne yükselmişler. Karların üzerinden, dağların, denizlerin üstünden geçip sımsıcak, çiçeklerle dolu bir ülkeye varmışlar. Orası öyle güzelmiş ki her yer rengârenk çiçeklerle kaplıymış.
Kırlangıç onu en güzel çiçeğin üstüne bırakmış. O çiçeğin içinde, tıpkı Parmak Kız gibi minicik, kanatlı, güler yüzlü çiçek insanları yaşıyormuş! Onların kralı Parmak Kız'ı görünce ona hayran kalmış; çünkü Parmak Kız hem güzel hem de kocaman bir yüreğe sahipmiş. Parmak Kız da sonunda kendisi gibi olan, onu seven insanları bulmuş. Ona küçük, ışıltılı kanatlar armağan etmişler; artık o da uçabiliyormuş. Böylece Parmak Kız, iyi kalpliliğinin ödülü olarak mutluluğu bulmuş. Her bahar o kırlangıç gelip onu ziyaret edermiş. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.